YAŞAMAK..

 

 

 

Kitaplığa geçti…

Eski çalışma masasını parçalayarak elde ettiği tahtalarla yaptığı duvardan duvara 2 katlı kitaplığının başına…

Bir kitap seçmesi gerekiyordu zira okumazsa dünya denilen bu yere ayak uydurmak zorunda kalacaktı.

Hâlbuki onun böyle bir çabası hiç olmadı. İnsanlar onu hiç anlamadı, ya da o insanları… Aralarında kesinlikle bir boyut farkı vardı.

Mesela ne kitaplarda ne de filmlerde konunun normal insanlar olduğunu hiç görmedi.

Hal böyle olunca mutlu hissediyordu kendini. Hala bir şansı vardı bir filme konu olması için çünkü.

Çabuk geçti yüzündeki esprili tebessüm. Zaten kendi kendine espri yapar kendi kendine gülerdi bir süredir.

Çünkü esprilerini anlayan insanlar bir bir dağılmıştı oldukları fanustan.

Evet önceden bir fanusun içinde olduğunu sanıyordu ve orada inanılmaz emniyetteydi.

Kendi kendine değildi zira en önemlisi. Aynı boyutu paylaştıkları insanlarla doluydu etrafı.

Bir sebeple çıktı fanustan sonra. Bir sebepten fazla da olabilirdi.

Çünkü sebepleri saymakta zorlandığını hissettiği için kısa kesti sebeplere takılma işini. “Sebeplere Takılmayın” cümlesi çok manidardı zira.

Bu çıkış hayır mıydı? Bilmiyordu. Tek bildiği artık az da olsa insanlara ayak uydurmak zorunda kalacağı ve bunun için çok büyük çabalar sarf etmesi gerektiğiydi.

Bir yerden bir frekans yakalamaya çalışıyordu ama onun frekansı başka kanallara ayarlıydı. Sürekli cızırtı veriyordu olduğu yerler bu yüzden.

En yakınlarına bile ulaşamıyordu. İnsanlarla aynı radyo dalgalarını yakalayabilmek için kendi gibi olmaması gerekiyordu zira.

İnsanların istedikleri gibi olmalıydı. Onların dedikleri gibi davranmalıydı.

Böylece herkesle geçinebilir 9 köye gitmesine gerek kalmadan kendine çok güzel yerler bulabilirdi.

Bir villası onun önünde havuzu yanında bahçesi kapısında arabası olabilirdi mesela. O zaman niye davranamıyordu ki insanların istediği gibi…

bundan daha kolay ne olabilirdi?

Sıradan olmak istemiyordu.

Sıradan insanların filme yada kitaba konu olduklarını hiç görmemişti zira.

En son 865. Kez izlediği Marslı filminin etkisinde kalmış ta olabilirdi ama sadece o filme özgü bir şey değildi bu tezi.

Okay Tiryakioğlun’dan Yavuz’u okuyordu. Onun gibi olamazdı evet ama o yolda olabilirdi.

Sarayından, saltanatından bahsetmiyordu.

Bahsettiği Mısır’a kuşatmaya giderken atından indiği, başını atıyla beraber önünden yürüyen zatın (sav) ayak izlerine süreceği anda olmaktı.

Zira Yavuz kadar celal sahibiydi. Öyle söylüyorlardı ama Onun (sav) uğruna feda edeceği canı da sevdaya dahildi.

Hiç olmak istemediği bir dünyada hiç olmak istemediği bir zaman dilimindeydi.

Eski çalışma masasını parçalayarak elde ettiği tahtalarla yaptığı duvardan duvara 2 katlı kitaplığının başına geçti… Okay Tiryakioğlu’ndan Yavuz’u seçmişti.

Sahi ne zordu sıradan insanlar içinde kendin olabilmek…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir