SABAHIN SEHERİ

Şimdi bir yağmur olsa yağacı yer belliydi…

Seneler evvel sabahın birinde hayatı birden değişiverdi.

Şu an cümlelerle tasvir edemeyeceği, görmeyenin bilemeyeceği, duymayanın anlayamayacağı bir dünyaya adım atmak üzereydi.

Danışmada bekliyordu. Gaipten biri danıştıkların çok olsun demişti sanki. Ama ne danışacağını söylememişti.

Adımını attığında ne danışacağını bile öğretmişlerdi ona.

Biraz geç anlıyordu ama olsun önemli olan katılmaktı.

İlk gecesi soluktu, Ramazandı, annesi yoktu ve yalnızdı. İkinci gece yağmurluydu, Ramazandı, annesi yoktu ama bir odada onunla beraber altı kişiydi. O alt ranzadaydı.

Birinci ay karışıktı, Ramazandı, annesi yoktu, ama bizim oda çok tutulmuştu, gelenler vardı altı kişiye ortak… İlk dönem, Ramazan, bayram, yağmur, yalnızlık, … bunlar hep bitmişti de bizim oda hala altı kişiydi.

Bizim oda en çok sabahları güzeldi. Namaz için kalkılır, uyanmayan bir şekilde (burada geçen bir şekilde cümlesi tamamen mecaz-ı mürsel) uyandırılır sonra hep beraber kahvaltıya inilirdi.

16 lık tabağa biraz peynir, biraz zeytin, 1 yumurta, kutu reçel yada helva alınır, bir kupa da çay… sonra sabahın seheri beklenirdi. Sabahın seheri gelir, o gelir gelmez de 16 lık tabağa alınanlar olurdu sana cennet taamı. Sonradan anladık tabak değilmiş maarifet. Maarifet masada oturanların muhabbeti imiş.

Bizim oda en çok sabahları güzeldi de seher de bir başka güzeldi. 🙂 Sabahın seherinde uyananlar vefayı öğrenirdi mesela, çileyi, sevmeyi, bereketi, kardeşliği, uhuvveti, dostluğu, birliği öğrenirdi.

Sonra gezilere seher vakti çıkılırdı hep. Sabahın seherinde yola mı çıkılır diyenlere “erken kalkan yol alır” bilgisi verilir ve yola revan olunurdu.

Bizim oda en çok sabahları güzeldi. Bir yerde 104 tü odanın adı bir yerde C11. Ama fark etmezdi, bizim oda yine de sabahları güzeldi. Hele seher vaktinde …

Seher vaktinde herkes bizim odada olurdu ben seher vaktinde.

Yarınlara hazırlıktı zira bu ters orantı. Yarın sabah olmayabilirdi ama seher her vakitti yakalayabilene.

Günler, geceler, haftalar, aylar, yıllar, birler, yediler, otuzlar, üç yüz altmış beşler derken on sene olmuştu. Üç bin altı yüz elli gün beş yüz yirmi hafta, yüz yirmi ay geçmişti geçmesine ama o seher vakitlerini hiç kaçırmadı. Her sabahın seherinde bizim oda hep sabahları güzeldi demeyi hiç ertelemedi.

Sabah seher vakti bazen onun görmediği zamanlara, onun olmadığı sabahlara doğmuştu ama işte bir şekilde bir yere muhakkak doğmuştu.

Ahirete kadar olduğu topraklara sabahların, seherlerin doğmasını bekleyecek, ahirette de sabahları çok güzel olan odasıyla 16 lık tabağına peynir, zeytin, yumurta, reçel, helva alıp sabahın seherini Bakara 164, Ali İmran 17 lerle bekleyecekti.

Göklerle yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün uzayıp kısalarak birbiri peşi sıra gelmesinde, denizde insanların faydasına ve onlara yarayacak yüklerle akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de onunla ölümünden sonra yeri dirilttiği ve içinde her türden canlıyı geliştirip yaydığı suda, rüzgârları (tür, esiş yönü, esiş şekli gibi pek çok açıdan) değiştirip durmasında, evirip çevirmesinde ve gökle yer arasında emrine hazır duran bulutlarda akledip anlayan bir topluluk için elbette (O’nun tek bir ilâh, yegâne ma’bud ve sığınak, yegâne yardımcı olduğuna dair) çeşit çeşit deliller, alâmetler vardır. (Bakara 164)

 (Başlarına gelen musibetler karşısında, ibadete devamda ve günahlardan sakınmada) sabırlıdırlar; (sözlerinde ve davranışlarında, iman ve ahdlerinde) sadıktırlar; (Allah’ın huzurunda) boyun eğip divan duranlardır; (Allah’ın kendilerine verdiği bütün nimetlerden O’nun yolunda) infakta bulunanlardır; seherlerde istiğfar edenlerdir. (Ali İmran 17)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir