KALANLAR YOLDA KALDI

 

 

 

 

Zan… deyiverdi birden. Zan…

 

Husn-i ve Su-i olmak üzere ikiye ayrılıyordu onda…

 

Güzel bakan güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır cümlesinin hayat bulmuş hali…

 

Kimsenin, onu yapmasa bile çirkin bakarlar endişesiyle önünden dahi geçmeye çekindiği tavrın adıydı Husn-i Zan… Su-i ise tam tersi.

Beni bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilirin bir işe yaramadığını anladı bu iki kelimeyi öğrendiğinde.

İki hali yansıtan iki güzel kelimeydi onun gözünde bunlar… Biri müslümanlığı bir diğeri cahiliye adetlerini aynel – ılmel – hakkal yakin anlatıveriyordu

yazıldıkları gibi okunduklarında.

 

 

Husn-i zan… övülmüş bir haslet, güzel huydu. Müslümanın hal diliydi. Diliyle kendini anlatamayan müslüman haliyle güzelliklerini anlatırdı dininin.

O din ki her harfinde bir güzellik saklardı onun gözünde.

 

İSTİŞAREYDİ mesela onun için İslam. Bilgi alışverişiydi. Ortak akılla hareket edebilmekti. Her işini istişareyle halledebilmekti.

Bilgi alışverişi yaparken yenilmek, yine bilgi alışverişi yaparken yenmekti.

En son Soyuz kapsülüyle ISS’e çıkan 3 astronotun bilgisini dahi paylaşmalıydı bilimin güzelliklerini

ilmin güzellikleriyle birleştirebilme adına. Zira Kur-an’da 79 kere geçen akletmezmisiniz, düşünmezmisiniz sorularına muhatap olmanın ağırlığını nasıl kaldıracaktı?

Hakkını nasıl verecekti?

 

 

SADAKATTİ sonra İslam. Adında manası.

Raditu Billahi Rabbe

Ve Bil İslami Dine

Ve Bi Muhammedin (sav) Nebiyye ve Rasule…

Rab olarak Allahtan, din olarak İslamdan, Nebi olarak Hz Muhammed Mustafa (sav)’dan razı olmaktı sadakatin bir diğer adıda.

Sadakat zor işti. Fakat müslüman olmak “sizden öncekilerin çektiklerini çekmeden Cennete girebileceğinizimi düşündünüz (Bakara 214)” ayeti fetvasınca zora talipti baştan zaten.

Galu’da Bela demişti bir kere vicdan.

 

 

LİYAKATTİ bir diğer adı. İslama layık olmak, yine aklanmaktan geçiyordu zira. İslam liyakatten, liyakatte hicretten geçiyordu ona göre.

Hicret önce Habeşistandı gözünde sonra Medine. En sonda soyu kırılana kadar islamı anlatma adına bu yoldan şaşmazların gidebildiği her yerdi.

Ama yinede hicret Medine’ydi gözünde. Gidilen her yer Medine. Medine ensar demekti ve Medine Efendimiz(sav)’di hep…

 

 

ADANMIŞLIKTI birde… Önce muhacir gibi adanmışlık sonra ensar gibi ama en çok Efendimiz(sav) gibi…

-4 derecede Meriç sularından geçen, geçerken kendini, evladını yani canını, cananını yitiren, yitirmeden geçsede arkada bıraktıklarını özleyen “ki özlemek imtihan olarak yeterdi insana” in adıydı muhacir…

Yitirdiklerine onunla birlikte üzülenin adı ensar…

Arkada, geride işkencelere kalanların adı Ammar…

Ama hepsi Adem soyundan ve asıl Adanmışlıktı isimleri…

 

Rızkı elinden alınmış, evi, malı, mülkü, melali gitmiş, gitmekten başka çaresi kalmamışların adıydı muhacir.

Gittiği yerde rızkını bölüşenin adı ensar.

Geride, artta kalanların ama gözleri, gönülleri, akılları, fikirleri yolda olanların adı Ammar, Bilal…

Ama asıl adları adanmışlıktı…

 

 

MİZANDI İslam… Adanan insanların dilinden islamın tanımıydı bu.

Biliyorlardı. Mizanın şaşmaz bir terazi olduğunu. Ne bir eksik ne bir fazla olmadan dosdoğru herşeyin tartılacağını.

Bir kefesine Medrese-i Yusufiyedekilerin konulacağını, diğer kefeye Potifarların…

Bir kefesine nezarethanedekilerin konulacağını, diğer kefeye Potifarın yolundan gidenlerin…

Bir kefesine gaybubettekilerin konulacağını, diğer kefeye Hz Musa’yı yaşatmamak adına bütün evlere giren ve o evlerdekileri canlı

bırakmadıklarını sananların…

Bir kefeye cebr-i hicrettekilerin, diğer kefeye Necaşi memleketine hicret edenleri geri isteyenlerin konulacağını biliyorlardı…

 

 

Vel hasıl…

Bu terazi de islam yol edinmiş, en takvalı olanın aklını kendi aklından üstün tutmuş, rahmeti görüp bırakmamış, zahmetinide omuzlamış,

Efendisinden (sav) yüklendiği davasını layıkıyla taşımaya çalışmış, yani bu yola adanmışlar tartılacak. Ve ağır basan onlar olacak.

 

De ki; herkes beklemekte, bekleyin bakalım. Doğru yolun sahiplerinin kimler olduğunu, doğru yolda kimin gittiğini yakında bileceksiniz. (Ta ha 135)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir