İNSANLAR SEVDİLER HEP BAZI İNSANLARI

 

 

Namazını kıldı. Ellerini semaya açmıştı. Oda karanlık gözleri görünmüyor, kapının aralığından odasına süzülen ışık hüzmesinden sadece semaya kalkmış elleri fark ediliyordu. Teheccüttü saat…

Başladı anlatmaya.. dileklerin, arzuların, hallerin geri çevrilmeyeceği, bugün git yarın gellerden uzak bir makamdı orası.

Kalbi kırık, gözü yaşlı, arzu hali derindi belliki. Çünkü saat sabah ezanınıda geçmişti. Eller semadan inmemeye ısrar ediyordu, orasıda ısrar makamıydı zati..

Gözleri kapandı bir ara. Ağlamaktan kapandığını düşünenler olmuştu. Haksız değillerdi fakat o çehre bir anda tebessüme boğuldu.

Eskilere gitmişti bellki.. Güzel günlere… İnsanlar sevmişti eskilerde, dünyanın derdini yok edip, Utopia kuracak Bazı İnsanları sevmişti.

Yaratıcının “insan” diye adlandırdığı ve mahiyet yüklediği herkesin de sevmesi gerektiğini düşünüyordu.

Gözlerini açmamaya kararlıydı. Belliki içeride en sevdiği film oynuyordu. Bunu kaçıramazdı.

Mavi bir göl geldi gözünün önüne bir de Reno clio 2001 model gri renkli aracı.

Aralık ayının cuma günü sabah 05:30 sularında üşenmeden ve üşümeden arabasına iner, çalıştırır, 06:00′ da gelecek olan Bazı İnsanlar için ısıtırdı.

06:30’da göle gidip kahvaltı yapacaklardı çünkü. Yanlarında araba sahibinin arkadaşı da vardı.

En sevdiğim derdi ona çünkü arkadaşı, araba sahibinin iki katıydı. “En”i hak ediyordu.

Masanın üstüne gazete serdiler. Üzerine siyah ve yeşil zeytin, somun ekmek, dükkan peyniri ve çayı çıkarıp koydular.

Bunlara plastik bardak, çatal ve tabakta eşlik etti. Hava -4 dereceydi. Ama onalar sıcak insanlardı. Çay da yakın arkadaşlarıydı zira..

Evet sıcak insanlardı, kimseye zaraları dokunmazdı. Bırakın zarar dokunmasını insanlığı kurtarmaktan başka bir  düşünceleri yoktu.

Herkes Allah ve Rasulü’nü tam manasıyla tanısın istiyorlardı. Arabanın sahibi de bu yüzden sevmişti Bazı İnsanlar ı…

Üşüdükçe plastik bardaklarına termostan koydukları çaya sarılıyorlardı. Dedim ya çay yakın dostlarıydı o yüzden plastik bardağa aldırmıyorlardı.

Derken…. Aşağıdan koğuşun demir kapısı açılmış ve gardiyanın sesi yankılanmıştı bütün koğuşta.. Koğuştu… ama onlar oda derdi..

– Bayanlar sayımmm…!!

Yüzündeki tebessüm gitmiş, gittiği utopiasından yüz üstü yere çakılmıştı. Gözlerini açtı, buğusunu sildi, aşağıya indi, sıraya geçti. Sağdan saymaya başlamışlardı. O 4.’ydü.

Sesi buğulu;

– 4 dedi..

175 gündür sesi hep buğuluydu. 175 gündür sağdan sayıyorlardı… Gözlerini her gün yaptığı gibi yine bir kaç kez açtı kapadı, elleriyle oğuşturdu…

Nafile… Kadın Kapalı Cezaevi C-11 koğuşundaydı… Koğuştu ama onlar oda derdi…

Peki ya utopiası?… O kurulmaya devam ediyordu. Ve biliyordu… Bir tuğlasını koymaya zeytin ve ekmeği bölüştükleriyle yetişecekti… Bekleyecekti elbette o günü.

Yaşamak başka neydi ki zaten…?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir